İçeriğe atla
Anasayfa Rüya Tabiri Diye Bir Şey Yok

Rüya Tabiri Diye Bir Şey Yok

Blog · · Umut Gülaçtı

“Rüyanda yılan gördüysen düşmanın var” cümlesine neden inanmıyorum ve rüyayı gerçekte nasıl okuyorum

“Rüyanda yılan gördüysen düşmanın var” cümlesine neden inanmıyorum ve rüyayı gerçekte nasıl okuyorum

Bana en çok sorulan soru şudur: “Rüyamda şunu gördüm, ne anlama geliyor?”

Ve en çok verdiğim cevap: “Senin için ne anlama geliyor?”

Bu cevap çoğu zaman hayal kırıklığı yaratıyor. Çünkü insanlar bir sözlük bekliyor. Yılan eşittir düşman, diş eşittir ölüm, su eşittir bereket. Sayfayı aç, sembolü bul, cevabı al.

Anlıyorum. Bazı rüyaların ardından insan bir açıklamadan çok güvence istiyor. Sabah olmuş, yataktan kalkmışsınız, su içmişsiniz; ama rüyadaki o bakış hâlâ üzerinizde. Birinin size “Korkma, iyiye işaret” demesini istiyorsunuz.

Bazen de yaşadığımız şeye bir isim koyunca onun üzerimizdeki etkisinin azalacağını düşünüyoruz. Belirsizliğin içinde durmaktansa kötü bir anlamı bile kabul etmeye hazır oluyoruz.

Rüya sözlüklerinin cazibesi biraz burada: Bize ne hissettiğimizi sormadan bir cevap veriyorlar.

Benim itirazım da burada başlıyor.

Başlıkta iddialı bir cümle var, ama neyi kastettiğimi açayım. Rüya “tabiri” — yani bir görüntüyü herkes için geçerli, hazır bir karşılığa çevirme işi — diye bir şeye inanmıyorum. Ki öyle bir şey yok. Bu bir genel kanı.

Bir rüyanın üzerine düşünmeye, onun çağrıştırdıklarını dinlemeye, hayatımızla bağlarını aramaya inanıyorum. Fakat “Yılan gördün, demek ki düşmanın var” dediğimiz anda bu arayışın bittiğini düşünüyorum. Henüz sizi tanımadan hakkınızda bir hüküm verilmiş oluyor.

Oysa ben önce sizi duymak istiyorum.

Rüya Tabiri Diye Bir Şey Yok

Neden sözlük çalışmaz

Düşünün: Bir balıkçı için deniz ne demektir? Hayattır, ekmektir, sabahtır. Bir kere boğulmaktan dönmüş biri için aynı deniz, nefessiz kaldığı o birkaç saniyeyi taşıyabilir.

İkisi de aynı gece denizi görüyor. Birinin içi açılıyor, öteki kıyıya çıkmaya çalışıyor.

Şimdi hangi sayfayı açacağız?

Üstelik aynı insan için bile denizin anlamı sabit değildir. Çocukken özgürce yüzdüğünüz yer, yıllar sonra kaybettiğiniz birini hatırlatabilir. Bir zamanlar kaçıp gitmek istediğiniz uzaklık, başka bir dönemde eve dönmenizin önündeki mesafe olabilir.

Hayat değişirken görüntülerin bizde bıraktığı iz de değişir.

Bu yüzden rüyadaki bir eve bakarken yalnızca “ev” görmem. Kimin evi olduğunu merak ederim. İçeri girebiliyor musunuz? Orada rahat mısınız? Odaları tanıyor musunuz? Eşyalar yerinde mi? Birinin gelmesini mi bekliyorsunuz, yoksa biri gelmeden çıkmaya mı çalışıyorsunuz?

Bunları sormadan “Ev, kişinin iç dünyasıdır” demek bana erken gelir. Kulağa derin gelen bir açıklama da insanı dinlemiyorsa hazır bir cevaptır.

Sözlükler sizi tanımıyor. Çocukluğunuzun mutfağını, babanızın kapıyı kapatışını, bir yaz akşamının kokusunu bilmiyorlar. Oysa rüyadaki küçücük bir ayrıntı bazen bütün ağırlığını oradan alıyor.

Bir rüya, bir başkasının niyetini kanıtlamaz

Rüyayı geleceğin habercisi gibi okumaya da bu yüzden mesafeliyim.

Rüyanızda birinin sizi aldattığını gördünüz diyelim. Uyandığınızda canınız gerçekten yanmış olabilir. O acıyı küçümsemem. Ama rüyada yaşadığınız şey, o kişinin gerçekte ne yaptığının kanıtı değildir.

Ben orada önce şunu merak ederim: Güveniniz son zamanlarda nerede sarsıldı? Terk edilme ihtimali size neyi hatırlatıyor? İlişkinizde konuşamadığınız bir şey mi var? Yoksa dün izlediğiniz bir sahne mi geceye taşındı?

Bunların hiçbirini peşinen seçmem.

Çünkü bir rüyayı anlamaya çalışırken en kolay yapılan hata, ilk akla gelen açıklamaya yerleşmektir. Hele o açıklama zaten korktuğumuz bir şeyi doğruluyorsa.

“Biliyordum” deriz.

Belki de yalnızca korkuyorduk.

Ben rüyayı birine güvenmek ya da birinden vazgeçmek için hüküm yerine koymam. Önce uyanık hayata bakarım: Ne yaşandı, ne söylendi, ne tekrar ediyor? Rüyanın uyandırdığı duyguyu ciddiye alırım; o duygudan çıkardığım sonucu ise sorgularım.

Rüya Tabiri Diye Bir Şey Yok

Peki rüya nasıl okunur?

Önce hissi sorarım.

Rüyada ne gördüğünüzü elbette dinlerim. Ama o şeyi görürken ne yaşadığınızı duymadan anlam vermeye çalışmam.

Korku mu vardı, huzur mu, utanç mı, özlem mi?

Herkesin ürkütücü bulacağı bir yerde kendinizi güvende hissetmiş olabilirsiniz. Güzel bir sofrada boğulacak gibi olmuş olabilirsiniz. Yıllardır görmediğiniz biri karşınıza çıkmış, siz yalnızca yorulmuş olabilirsiniz.

Rüyanın dışarıdan nasıl göründüğüyle içeriden nasıl yaşandığı aynı şey değildir.

Sonra şunu sorarım: Bu hissi, uyanıkken en son nerede yaşadınız?

Bir yere yetişemediğiniz rüyayı düşünün. Otobüs kaçıyor, valiz kapanmıyor, ayakkabınızın teki bulunmuyor. Burada hemen otobüsün ya da ayakkabının anlamını aramak yerine, o telaşın tanıdık olup olmadığına bakarım.

Gün içinde de herkese yetişmeye mi çalışıyorsunuz? Bir karar için geç kaldığınızı mı düşünüyorsunuz? Dinlenirken bile bir şeyleri kaçırdığınız hissi mi var?

Bunlar cevap değil. Bakılabilecek yerler. Ve tabi dahası da var ama bunlar da rehber olabilir size.

Aradaki farkı önemsiyorum. Birine soru sormakla onun adına anlam üretmek birbirine çok benzeyebilir. “Acaba burada bunu mu hissediyorsun?” derken bile karşımdakinin “Hayır” diyebileceği bir alan bırakmak isterim.

Bazen hiçbir bağlantı kurulmaz. O zaman zorlamam.

Her rüyanın altında mutlaka büyük bir sır bulmak zorunda değiliz. Bazen bir görüntü, şimdilik yalnızca bir görüntü olarak kalabilir.

Kendimize anlatırken de acele ediyoruz

Bir başkasının yorumuna mesafeli durmak yetmiyor. Kendi yorumlarımıza da biraz mesafe gerekiyor.

Çünkü kendimize dair hazır cümlelerimiz var.

“Ben zaten hep terk edilirim.”

“Kimseye güven olmaz.”

“Ben hiçbir şeyi yetiştiremem.”

Rüyayı bu cümlelerden birinin içine yerleştirince her şey açıklanmış gibi gelebilir. Oysa belki yalnızca kendimiz hakkında bildiğimizi sandığımız hikâyeyi tekrar etmişizdir.

Bu yüzden bazen rüyanın en belirgin olayından çok küçük bir ayrıntısında dururum.

Sizi bırakan kişinin ardından koşmadınız mı? Kapıyı bu kez siz mi kapattınız? Yardım istediniz mi? Rüyanın bir yerinde korkunuz azaldı mı?

Bunların hazır anlamları yok. Ama anlatırken gözden kaçırdığınız bir hareket, kendinizle ilgili alışılmış cümlenizi yeniden düşünmenize yardım edebilir.

Rüyayı okurken yalnızca acıya bakmak istemem. Rahatladığınız, merak ettiğiniz, itiraz ettiğiniz yeri de duymak isterim.

Tasavvufun yanında durduğum yer

Tasavvuftaki suret ve mana ilişkisini düşündüğümde, rüyaya yaklaşımımla bir yakınlık hissediyorum. Âlem-i misal kavramı bende özellikle şu soruyu açıyor: Bir görüntüye bakarken, onun bende uyandırdığı anlamı ne kadar duyabiliyorum?

Bunu tasavvufun bütün rüya anlayışını açıklayan tek bir cümle olarak söylemiyorum. Benim o gelenekle kurduğum bağ bu.

Görüntünün karşısında biraz beklemek. İlk yorumu son söz saymamak. Kendi bilgime gereğinden fazla güvenmemek.

Çünkü “Bu rüyanın manası kesinlikle şudur” demek, manevi bir dille söylendiğinde de bana aynı sorunu taşıyor: Bir insanın yaşantısı hakkında, onu yeterince dinlemeden kesin konuşmak.

Benim burada yakınlık duyduğum tavır tevazu.

“Bilmiyorum” diyebilmek.

“Bende böyle bir çağrışım uyandırdı; sende ne oluyor?” diye sorabilmek.

Rüyayı önemsemek için onu kutsal bir talimata dönüştürmem gerekmiyor. Onun karşısında dikkatli, meraklı ve yanılabileceğimi bilerek durmak bana daha anlamlı geliyor.

O halde ne yapmalı?

Rüyanızı bir sözlüğe değil, bir kâğıda taşıyın.

Uyanır uyanmaz hatırladığınız kadarını yazın: Ne oldu? Kim vardı? Ne hissettiniz? Uyandığınızda bedeniniz nasıldı?

İlk kayıtta yorum yapmamaya çalışın. “Çok kötü bir rüya gördüm” yazmak yerine hatırladığınız sahneyi anlatın. “Kötüydü” dediğiniz şeyin içinde korku da olabilir, suçluluk da, ayrılmak istemediğiniz bir yerden uyanmanın hüznü de.

Hatırlamadığınız yerleri tamamlamayın. Rüyanın düzgün bir hikâye olması gerekmiyor. Bir yüz, yarım bir cümle, bir koridor kalmışsa onları yazın.

Sonra yanına küçük bir not düşün: Son günlerde hayatımda ne vardı?

Bir konuşma, bir bekleyiş, ertelenmiş bir karar. Belki de sıradan görünen ama içinizde kalan bir an.

Birkaç gün sonra geri dönün. Bir bağlantı görüyorsanız onu soru halinde yazmayı deneyin: “Bu rüyadaki duyulmama hissi, o konuşmada yaşadığıma benziyor olabilir mi?”

Soru halinde kalsın. Hemen hükme dönüşmesin.

Zamanla tek tek sembollerden çok tekrar eden duygular dikkatinizi çekebilir. Sürekli bir şey anlatmaya çalışıyor ama sesinizi duyuramıyor olabilirsiniz. Hep birilerinin yükünü taşıyor olabilirsiniz. Ya da uzun zamandır ilk kez bir rüyada rahatça oturmuş, hiçbir yere yetişmeye çalışmamış olabilirsiniz.

Bunları fark etmek bazen rüyanın “ne demek olduğunu” bulmaktan daha işe yarar.

Çünkü oradan uyanık hayatınıza dönebileceğiniz bir soru çıkar: Bugün neyi söylemeye ihtiyacım var? Nerede yoruluyorum? Neye biraz yer açabilirim?

Benim buradaki yerim

Rüyanızı birlikte düşünebiliriz. Ben bir ayrıntıya dikkat çekebilirim, sormadığınız bir soruyu sorabilirim. Bazen dışarıdan birinin bakışı, çok yakından baktığımız için göremediğimiz bir şeyi fark ettirir.

Ama söylediğim şeyin sizin hayatınızda bir karşılığı olup olmadığına birlikte bakmamız gerekir. Bir yorum sırf etkileyici duyulduğu için doğru olmaz. Bana ait bir çağrışımı sizin hakikatiniz gibi sunmak istemem.

Bazı rüyalar uzun süre açık kalır. Bazılarına dönüp bakmazsınız. Bazılarıysa aylar sonra, bir konuşmanın ortasında ansızın hatırlanır.

Hepsini hemen çözmek zorunda değilsiniz.

Bu yazı serisinde yapmak istediğim, rüyalarınıza bakarken kullanabileceğiniz soruları paylaşmak. Hatırladığınız bir sahnenin yanında biraz daha kalabilmek; kendi cevabınız gelmeden önce başkasının cevabıyla orayı doldurmamak.

Bir dahaki sefere “Rüyamda yılan gördüm” dediğinizde, size düşmanınız olduğunu söylemeyeceğim.

“Neredeydi?” diye soracağım.

“Sen ne yaptın?”

“Ne hissettin?”

Sonra cevabınızı bekleyeceğim.


Selam, ben Umut Gülaçtı.

Rüyalarla kurduğum bağı, ilk rüya deneyimimi ve bu deneyimle başlayan keşif yolculuğumu Rüya Ehli adlı kitabımda anlattım. Kitapta yer alan tüm hikâyeler, bizzat yaşadığım gerçek deneyimlere dayanıyor.

Uzun yıllardır rüya ilmi üzerine okumalar yapıyor, öğrendiklerimi tecrübelerimle derinleştiriyorum. Bir muabbir, yani rüya tabircisi olarak, danışmanlıklarım aracılığıyla insanlara rehberlik ediyor ve kendi yolculuklarında onlara destek oluyorum. Rüya ilmiyle başlayan bu yolculuğum, zamanla astroloji, farklı spiritüel öğretiler ve inisiyasyon süreçleriyle zenginleşti.

Şimdi ise biriktirdiğim bilgi ve deneyimleri sizlerle paylaşmak için rüya ilmi üzerine bir seri hazırlamak istiyorum. Dileğim, bu paylaşımların rüyalarınızı anlamlandırmanıza katkı sunması ve kendi iç dünyanızı keşfederken size küçük de olsa bir yol haritası olması.

Bu yolculukta kişisel destek almak isterseniz bana ulaşabilirsiniz.

Rüya Ehli kitabımı incelemek için:
Eğer Rüya Ehli’nin dünyasına adım atmak, bu yolculukta bana eşlik etmek isterseniz aşağıdaki linkten kitabıma ulaşabilirsiniz.

[kitapyurdu.com]

[bkmkitap.com]

[cirakitap.com]

Rüya Ehli Umut Gülaçtı
Rüya Ehli Umut Gülaçtı