Güncellendi:
Bazen düşünüyorum da… Ne kadar çok şeyin tam olmasını bekliyoruz hayatta. Her şey yolunda gitsin istiyoruz. İş düzgün ol

Bazen düşünüyorum da… Ne kadar çok şeyin tam olmasını bekliyoruz hayatta. Her şey yolunda gitsin istiyoruz. İş düzgün olsun, aşk yolunda gitsin, arkadaşlar hep iyi olsun, planlar tıkır tıkır işlesin, kafamız rahat olsun… Ve o “mükemmel” anı beklerken, hayat bir şekilde akıp gidiyor.
Bir zaman önce bende öyleydim. Kendime şöyle diyordum: “Şu iş de yoluna girsin, ondan sonra içim rahat eder.” Ya da “Biraz daha param olsun, biraz daha kilo vereyim, biraz daha düzenli olayım… Sonra keyfini çıkarırım hayatın.” Ama işin garibi, o ‘sonra’ hiç gelmiyor. Çünkü o liste bitmiyor ki. Her şey yoluna girse bile, yeni bir “şunu da halledeyim” çıkıyor ortaya. Ve insan, bir bakıyor ki tam o anları yaşayamamış.
Hayatı sürekli düzeltmeye çalışırken, aslında yaşanacak en güzel yerleri kaçırıyoruz. Hep bir şeyler tamam olsun, daha iyi olsun, biraz daha kontrol bende olsun derken, o anın kendisi kayıyor elimizden. Ve işin kötüsü, farkına bile varmıyoruz çoğu zaman.
Oysa galiba en büyük mesele, o eksiklerle beraber mutlu olmayı öğrenmek. Çünkü hayat hiçbir zaman %100 kusursuz olmuyor. Olmuyor yani, bunu kabullenince acayip bir huzur geliyor insana. Tam tersine, o hafif aksaklıklar, o minik eksikler aslında hikâyeyi güzelleştiriyor.
Düşünsene, hayatın kusursuz olduğunu. Hep güllük gülistanlık, hep sorunsuz. Vallahi sıkıcı olurdu. Bir yerde moralinin bozulması, bir şeyin planladığın gibi gitmemesi, bazen saçma sapan bir gün geçirmen… Bunlar işte seni sen yapan şeyler. Ve en önemlisi, o anları yaşayabilmen için durman gerekiyor. Her şey yolunda mı diye kontrol etmeyi bırakıp, o an gerçekten orada olman gerekiyor.
Ben bunu biraz geç fark ettim, fark ediyoruz sanırım. Hep daha iyisi, daha düzenlisi, daha planlısı derken, bazı güzel şeyleri gözümle gördüğüm halde hissedememişim. Şimdi mesela biriyle otururken, içimden “Şunu da halletsem iyi olacak” diye geçirirsem hemen kendime “Dur. Şu an buradasın, bunun tadını çıkar” diyorum. Ve o anda olmak, inanın müthiş bir şey.
Hayatı kusursuzlaştırmaya çalışırken, o hayatın kendisini kaçırıyoruz bazen. Sırf “her şey eksiksiz olsun” diye, zamanın ruhunu yaralıyoruz. O yüzden diyorum ki, bırak biraz eksik kalsın. İşin ucunda dünya yanmayacak. Belki tam da o eksik kalan yerden güzel bir şey çıkacak.
Sen de böyle misin bilmiyorum ama eğer öyleysen, biraz dur. Nefes al. Bak etrafına. Bırak, her şey mükemmel olmasın. Zaten en güzel anılar biraz da o dağınıklığın içinden çıkıyor. Bence hayat dediğin şey zaten o kusurlu anların toplamı. Güzel olansa, onları olduğu gibi sevebilmek.
Senin de böyle anların varsa, ya da “Ah evet, ben de bunu yaşıyorum” dediğin anlar oluyorsa, yaz bana. Belki dertleşiriz. Belki beraber biraz eksik kalırız. Ama olsun. En azından o an gerçek olur.
Başak Gül’ün “Vazgeçmek Zayıflık Değil: Değişiyorum ve Büyüyorum — Hayatta Sindirmesi Zor Bazı Gerçekler IV” yazısını okurken bu konu düştü aklıma. O da ne güzel anlatmış. Bir göz atın derim…
Eğer içeriğimi beğendiyseniz ve daha fazlasını okumak isterseniz, web sitemi ziyaret etmeyi unutmayın: https://www.umutgulacti.com/
Sosyal medya hesaplarımı takip ederek güncel paylaşımlardan haberdar olabilirsiniz:
Twitter: https://x.com/umutgulacti369
Medium: https://medium.com/@umutgulactiofficial
Instagram: https://www.instagram.com/umutgulactiofficial/
TikTok: https://www.tiktok.com/@umutgulactiofficial
Pinterest: https://tr.pinterest.com/umutgulacti/
Destekleriniz benim için çok değerli, teşekkür ederim!

Destek olmak için bana bir kahve ısmarlayabilirsiniz :) ve E-Posta Bültenime de üye olabilirsiniz…







