İçeriğe atla
Anasayfa MANZARA GÜZELSE KOLTUK ESKİR KANKA

MANZARA GÜZELSE KOLTUK ESKİR KANKA

Blog · · Umut Gülaçtı

“En Güzel Manzaraya Oturanlar Hep Daha Çok Eskir”

MANZARA GÜZELSE KOLTUK ESKİR KANKA

“En Güzel Manzaraya Oturanlar Hep Daha Çok Eskir”

Vapurda cam kenarına oturmuşsun, denizin sesi, martıların çığlığı kulağında… Dalgaların ritmine kaptırmışsın kendini. Ve bir bakıyorsun, o koltuk — en öndeki, manzaraya en hâkim olan — yıpranmış, sırtlığı eskimiş, kumaşı biraz solmuş. Ama bir şekilde en çok oturulan hep o. Çünkü en güzel yer orası. Manzaranın tam kalbi.

İşte bu gözlem, insanlara da çok benziyor. Çok sevilen, çok dinlenen, çok gülen insanlar da tıpkı o koltuklar gibi biraz daha erken eskir. Yorulurlar ama şikayet etmezler. Yorgunlukları bile güzelliklerinden gelir.

Bazen biriyle tanışırsın, enerjisi sarar seni. İyi hissettirir. Ama sonra o insanın gözlerinde bir yorgunluk görürsün. Belki bir filmde görmüşsündür o bakışı… Mesela Amélie’de, Audrey Tautou’nun gözleri gibi: hep umutlu ama bir o kadar da geçmişin yüküyle dolu. İçinden dersin ki, “Bu insan çok şey yaşamış.” Ama güzel yaşamış. Ve işte bu yüzden yorgun.

MANZARA GÜZELSE KOLTUK ESKİR KANKA

Kitap Gibi İnsanlar

Bazı insanlar da kitap gibidir. Açtığında hikâyeler çıkar içinden. Mesela Martı Jonathan Livingston gibi… Herkes sıradan yaşarken, o uçmak ister yükseklere. Ama yükseklerde uçmak kolay değildir, yalnız kalırsın, yıpranırsın. Yine de değer. Çünkü rüzgâr orada başka eser.

MANZARA GÜZELSE KOLTUK ESKİR KANKA

Ya da Kürk Mantolu Madonna’daki Raif Efendi gibi… Dışarıdan bakınca silik, sıradan biri. Ama içine indikçe derinlik çıkıyor. Hatta öyle bir derinlik ki, insanın içini titretir. Çünkü yaşadığı her şey, ona bir şey katmış. Ve o kattığı şey de yüzüne değil, kalbine yazılmış. Kalbi de yavaş yavaş yıpranmış belki ama, işte o yıpranış, bir insanın zarafetine dönüşmüş.

Filmlerden Geçen İnsanlar

Bazı insanlar vardır, Wes Anderson karakterleri gibidir. Renkli, sıra dışı, biraz kırık. Ama sevilmeye çok açık. The Royal Tenenbaums’da Margot gibi… Hep biraz eksik ama hep en dikkat çekici olan. Onlar da yorulur. Ama o yorgunluk, onların karakterinin bir parçası olmuştur artık. Gülüşünde yorgunluk, sessizliğinde şiir taşır.

MANZARA GÜZELSE KOLTUK ESKİR KANKA

Peki Ya Biz?

Belki sen de öylesindir. Çok şey hissettin, çok insana dokundun, çok sevdin belki. O yüzden biraz yorgunsun. Belki vapurdaki o cam kenarı koltuk gibisin. Üzerinden çok martı uçtu, çok gözyaşı aktı, çok gülüş yankılandı. Ama manzara hep sende.

Eğer kendini eskimiş hissediyorsan, bu senin değerinden. Yıpranmak bazen, “Ben buradaydım” demenin en sessiz ama en net şeklidir. Allah biliyor ya, yeter. Senin ne kadar güzel olduğunun, ne çok insana iyi geldiğinin farkında. İnsan bazen sırf birinin yanında yumuşak konuştuğu için bile yorgun düşebilir.

Ve şunu unutma: En güzel manzaraya sahip olan koltuk, hep biraz daha çabuk yıpranır. Ama insanlar o koltuğu hâlâ ister. Çünkü en çok şey oradan görülür, en çok şey orada yaşanır.

Kendini böyle hissettiğin günlerde, bir dur. Denize bak. Belki yanında bir fincan çay olur, belki fonda Mazhar Alanson’dan bir şarkı,Gülümse, ve de ki: “Ben de çok şey yaşadım ama hâlâ buradayım. Hâlâ seviyorum. Hâlâ güzelim.”

Çünkü en güzel insanlar, biraz yorulmuş olanlardır.


Eğer içeriğimi beğendiyseniz ve daha fazlasını okumak isterseniz, web sitemi ziyaret etmeyi unutmayın: https://www.umutgulacti.com/

Instagram: https://www.instagram.com/umutgulactiofficial/

Twitter: https://x.com/umutgulacti369

TikTok: https://www.tiktok.com/@umutgulactiofficial

Pinterest: https://tr.pinterest.com/umutgulacti/

Destekleriniz benim için çok değerli, teşekkür ederim!