Güncellendi:
Babam için hastaneye gitmiştim. Klasik kontrol günlerinden biri.
Babam için hastaneye gitmiştim. Klasik kontrol günlerinden biri.
O telaşlı, yorgun, biraz da kaygılı anlardan birinde, bekleme salonunda müsait olan bir teyzenin yanına oturdum.
Kısacık konuştuk. Belki beş dakika, belki biraz daha az. O an herkesin kendince bir derdi var zaten orada. Bekleyen, umut eden, dua eden… Teyze biraz kendi hayatından bahsetti. Çocuklarından, hastalıklarından, eksik kalanlardan… Yüzünde yılların ağırlığı vardı. Gözleri yorgundu ama o yorgunluğun içinde tarifsiz bir sıcaklık da vardı. Sanki kendi annemle dertleşiyormuşum gibi hissettim bir an.
Konuşmamız bitip, o başka bir odaya çağrıldığında bir boşluk kaldı içimde. Bir daha görüşmeyeceğiz muhtemelen. Ne adını bilirim, ne hikâyesini sonuna kadar öğrenebilirim. Ama o beş dakika yetti bazı şeyleri fark etmeme.
Hayatta ne kadar geçici, ne kadar kırılgan olduğumuzu… Ve aslında hepimizin birbirine ne kadar benzediğini… Felsefi anlamlar peşinde değilim ama her insan bana bir kitap gibi geliyor. Kiminin kapağı eski, kiminin sayfaları yıpranmış, kiminin bazı sayfaları eksik… Ama hepsi kıymetli. Hepsinin içinde gizli kalmış cümleler, kimseye okunmamış satırlar var. Ve bazen senin kitabınla başkasınınki bir yerde kesişiyor. Bir cümlelik, bir paragraf kadar… Ama iz bırakıyor.
Ben en çok insanların içlerinde sakladığı, kimseye söylemediği şeylere hüzünleniyorum. Çünkü herkesin kalbinde, sessizce taşıdığı bir yük var. Kimse tam olarak anlatmıyor. Bazen en çok güleni bile geceleri uyutmayan şeyler oluyor. En güçlü görünenin bile tutunacak bir dal aradığı zamanlar var.
O yüzden hep içimden diliyorum; umarım bu hayat, ummadığımız anda, hiç beklemediğimiz yerlerde güzel insanlar çıkarır karşımıza. Sadece bir “geçmiş olsun” deyip içimizi hafifleten, bazen göz göze gelip kelimesiz anladığımız insanlar… Çünkü hayatın en ağır anlarında, en çok ihtiyacımız olan şey bu. Kocaman mutluluklar değil… Küçücük, gerçek ve insanca dokunan anlar.
Belki bir hastane koridorunda, belki bir otobüs durağında, belki bir yol kenarında… Kim bilir hangi sayfada, kimin hikâyesine küçük bir satır ekleyeceğiz. Kim bilir hangi yorgun kalbin omzuna denk geleceğiz.
O yüzden diyorum ki; denk gelirsen böyle birine, dur. Dinle. Çünkü belki de o an, senin hikâyenin eksik kalan yerine yazılması gereken cümle orada saklıdır.
Yazı bitti ama bir film önerim olacak;
My Favourite Cake — Benim Favorim Kekim

Eğer içeriğimi beğendiyseniz ve daha fazlasını okumak isterseniz, web sitemi ziyaret etmeyi unutmayın: https://www.umutgulacti.com/
Sosyal medya hesaplarımı takip ederek güncel paylaşımlardan haberdar olabilirsiniz:
Twitter: https://x.com/umutgulacti369
Medium: https://medium.com/@umutgulactiofficial
Instagram: https://www.instagram.com/umutgulactiofficial/
TikTok: https://www.tiktok.com/@umutgulactiofficial
Pinterest: https://tr.pinterest.com/umutgulacti/
Substack: https://umutgulacti.substack.com/
Destekleriniz için çok değerli, teşekkür ederim!
Destek olmak için bana bir kahve ısmarlayabilirsiniz :) ve E-Posta Bültenime de üye olabilirsiniz…







