---
title: "Aralık 14–18:Günlerin İsimlerini Unutmak"
description: Hangi gündeyiz sahi? Takvimdeki isimler anlamını yitirdi. Çarşamba mı, Cuma mı? Yoksa ruhumuz, o bitmek bilmeyen, bizi ç
url: https://www.umutgulacti.com/blog/aralik-1418gunlerin-isimlerini-unutmak
type: article
image: https://www.umutgulacti.com/Upload/blog/2025/12/oIxTjKP867T0VNo8JwiRIA.jpeg
date: 2025-12-18
modified: 2026-09-05
author: Umut Gülaçtı
category: Yazılar
lang: tr-TR
---

# Aralık 14–18:Günlerin İsimlerini Unutmak

![Aralık 14–18:Günlerin İsimlerini Unutmak](https://www.umutgulacti.com/Upload/blog/2025/12/oIxTjKP867T0VNo8JwiRIA.jpeg)

> Hangi gündeyiz sahi? Takvimdeki isimler anlamını yitirdi. Çarşamba mı, Cuma mı? Yoksa ruhumuz, o bitmek bilmeyen, bizi ç

Hangi gündeyiz sahi? Takvimdeki isimler anlamını yitirdi. Çarşamba mı, Cuma mı? Yoksa ruhumuz, o bitmek bilmeyen, bizi çiğneyip tüküren o upuzun Pazartesi’nin hala içinde mi?

 Üye değilseniz bu linkten ücretsiz okuyabilirsiniz. 

 Bir önceki yazıda burada. 

 

Son dört gündür yazmadım. Kalemi elime almadım değil, bilerek bıraktım masaya. Bu bir acziyetten değil, bir tercihten… Çünkü bazen yaşam, alfabenin sınırlarına sığmayacak, kelimelere dökülemeyecek kadar yoğunlaşır. Ya da tam tersi; tek bir harfi bile israf etmeye değmeyecek kadar, sağır edici bir durağanlığa bürünüyor.

14’ü ile 18’i arası… Benim için zamanın dışına kurulmuş kocaman bir “mola yeri”ydi. Hani o otoban kenarlarında, gecenin köründe durulan o kimsesiz tesisler vardır… Ne vardığın şehirdir orası ne de terk ettiğin. Tam bir “araf”. Çayı hep biraz bayat, havası yanık lastik ve egzoz kokar ama insana o tuhaf, o tekinsiz güveni verir. Neden mi? Çünkü orada kimse senden bir yere yetişmeni beklemez. Hareket durmuştur. Yükümlülük yoktur. Sadece “durmak” vardır.

Dışarıda kıyamet kopuyor oysa. Herkes 2025’i kapatma, defterleri dürüp rafa kaldırma telaşında. Kolektif bir panik atağın ortasındayız. Sanki takvim 31 Aralık gecesi 23.59’u geçtiğinde, elimizdeki, avucumuzdaki, ruhumuzdaki her şey bir masala dönüşüp balkabağı olacakmış gibi bir koşturmaca… “Onu da hallet, bunu da yetiştir, yeni yıla pürpak gir…” Ya hu durun. Bir soluklanın Allah aşkına.

Ben bu birkaç günü, o kitlesel histeriye inat, frene basarak geçirdim. Kabuğumu sağlamlaştırıyorum demiştim ya hani? Meğer o kabuk, şehrin gürültüsünde değil, kendi sessizliğinde sertleşirmiş; onu öğrendim. O yüzden bu günlerin kaydı kuydu yok bende. Büyük manşetlerim, iddialı sloganlarım, “bunu da başardım” diyecek sahte zaferlerim yok.

Sadece sabahın o gri kör karanlığı, kahvenin dibindeki telve ve “bugün de sağ salim bitti” huzuru var. Bazen kazanmak, devirmek değil, sadece günü bitirebilmektir. Mucize beklemeden, perdenin aralığından sızan o cılız kış güneşine bir “selam” çakıp geçmektir.

O yüzden sorma bana “Bu dört günde ne yaptın?” diye. Hiçbir şey yapmadım. Ve her şey tam da olması gerektiği gibiydi. Zaman benim dışımda aktı, ben sadece kıyısında oturup izledim. Bu da, modern dünyaya karşı kazanılmış en büyük zafer sayılmaz mı?

Hadi şimdi derin bir nefes al. Takvime bakma, kendine bak. Olduğun yerdesin. Ve burası, tam da olman gereken yer.

 

Eğer içeriğimi beğendiyseniz ve daha fazlasını okumak isterseniz, web sitemi ziyaret etmeyi unutmayın: https://www.umutgulacti.com/ 

Sosyal medya hesaplarımı takip ederek güncel paylaşımlardan haberdar olabilirsiniz:

Twitter: https://x.com/umutgulacti369 

Medium: https://medium.com/@umutgulactiofficial 

Instagram: https://www.instagram.com/umutgulactiofficial/ 

TikTok: https://www.tiktok.com/@umutgulactiofficial 

Pinterest: https://tr.pinterest.com/umutgulacti/ 

Substack: https://umutgulacti.substack.com/ 

Destekleriniz için çok değerli, teşekkür ederim!

Destek olmak için bana bir kahve ısmarlayabilirsiniz :) ve E-Posta Bültenime de üye olabilirsiniz…

